YÜKÜMLÜ HÜKÜMLER
Küresel Ergenekon’dan
Çıkış Hükümleri
GİRİŞ
Türk Boylarının Ergenekon’dan ilk çıkışı, varoluş destanıdır,
Atatürk’ün Ergenekon’dan ikinci çıkışı, kurtuluş destanıdır,
Avrasya’nın Ergenekon’dan üçüncü çıkışı, diriliş destanıdır.
Bu haykırış, insanlığa, doğaya, uzaya zulüm edene karşıdır,
Bu gürleyiş, zalimin sıra dağlarını yarmanın kutlu şanıdır:
Bu son çıkış, küreselci zalime, Küresel Ergenekon isyanıdır!
I.
Tamu ateşinde dinlendirilen kamu kararları onaylandı,
Kavmin tuzağa düşürüldüğü, kana boğulduğu gün aydınlandı:
Kurt yavruları nasıl çıktı tuzaktan da kutsal yurdu kurdu?
Tutsak düşen yiğitlerin hasları, nasıl zulümden kurtuldularsa:
İl Kağanoğlu Kayı, Dokuz Oğuz nasıl yardıysa zorlu kuşatmayı…
Boy attıkları yurt, o ana karnı Ergenekon, nasıl dar geldiyse,
Nasıl demir dağ eritilip geçit açıldıysa umudun korlu lavıyla:
Şimdi gel, boyları yok oluştan kurtuluşa götüren destanı söyle!
II.
Alındı zor karar, dirilip kalktı obalar, çıkış yolu göründü:
Ana kılavuz Börtüçene nasıl geçtiyse en öne, ileri yol sürdüyse,
Bir daha toplandı kamutay, ulu vatan otağına tekrar yüründü.
Gün geldi, can kardeşi kavimler bir daha düşürüldü pusuya,
Kafkaslarda, Balkanlarda ve dörtnala gelen kısrak, Anadolu’da,
Göründü Bozkurt oğlu, Sarışın Kurt Ata, bir daha çıktı ortaya,
Denizleri yarıp otağını kurdu, vatanın kalbi aydınlık Ankara’ya.
Yürekten kucaklaştı delilerle veliler, azgınlarla uysallar,
Savaş karargâhında toplandı dağlar taşlar, alındı büyük karar:
Ayaklansın mazlumun yüreği, barutu, topu, tüfeğiyle!
III.
Düşman çizmesi çiğneyemez, büyük milletin kutsal yurdunu.
Hendekler kazıldı yine, kağnılar dizildi, fedailer durdu ayağa:
Kurtuluş Savaşı denildi adına, Kuvayı Milliye saati kurdu.
Çıktık açık alınla, yüz akıyla ikinci Ergenekon’dan yine…
Yeryüzü Cennetine doğru, aşiretten ulusa, kuruldu milli birlik,
Verildi ilahi söz, paylaşım, dayanışma ve dirlik dileyene:
Yazıldı yolun alın çatına sevgiyle: Ne mutlu Türküm diyene!
IV.
Gördü Büyük Asya’nın asil oğulları, nasıl yarılırmış dağlar:
Esir düşen başlar gördü, Küçük Asya’nın büyük isyanını.
Dedem Korkut erleri buluştu, yol haritası tamamlandı:
Mazlum yurtlarında bir Oğuz oğlu Mustafa Kemal harlandı:
Büyük karargâhta Atatürk ile Göktürk Kağan görüştü.
Görüldü nasıl kurtulur yurt, akıl ile yürek demir gibi narlandı.
Eşitlik, kardeşlik, işbirliğiyle tarihin demir yayı kuruldu:
Fırlatıldı Altı Ok yasası, oklar Küresel Şeytanın kalbine düştü!
V.
Kazak ve Kırgız ve Özbek ve Türkmen ve Azerbaycanlar,
Bilim ile hurafe, iyi ile kötü, hayır şer vuruşur, güreşir, gelişir,
Işık geceyi yer, mazlum zalimi yener, zafer ateşini yakar:
Maddenin mecburiyeti bu, kaynayan kazan ocağa taşar.
Küresel Ergenekon’da yan yana, yana yana dağlar delinecek,
Bakın, zeytin dalları, çocuklarla Komün marşı söylüyor:
Büyük insanlık tüm renkleriyle Kızıl Elma ülküsüne gidiyor.
Türk, Çin, Hint, Rus, Fars destanlarının demiri dövülüyor:
Everest dağları kanat açıyor, kayırıyor Urumçi’nin bağlarını,
Fırat vadiler aşıyor, Nil arşa taşıyor kucağında şehitleri!
VI.
Yirmi birinci Yüzyılın savaş meydanından sesleniyoruz:
Yiğit olan yiğitler aklına, yüreğine, bileğine dayanır,
Geçtik Tanrı Ehrimenlerin, Erliklerin uçurumlu eşiğinden:
Güven içinde kol kola yürüyoruz işte, yeryüzü eşitliğine,
Sermek için yerlere, gök atlasın ilahi diriliş düzenini:
Dillerin sütüyle emzirdik, aşkla büyüttük devrime sözlüyü.
Küresel Ergenekon’a gülle gürzlerle katılan savaşçılar:
Canından verir, kurtarır canavarın elinden ceylan gözlüyü!
VII.
Ey insanlık! İçin rahat olsun, görevin ağırlığı aydan ayandır,
Devrim yiğitlerinin kanıyla yazıldı aynı dilde, beyandır.
Ey halkın ordusu, ışığa bak, düş kur, görev gününe hazır ol!
Savaş meydanı yeryüzüdür, göklerden iner fedai kıtalar,
Güç alır sonsuzluktan, tek başına kalırsa, dokuz can bulur,
Bayrak sallar en önde kardeşlik, barış, işbirliği alayları:
Kalkar ayağa, gömer toprağa ol zalimin zırhlı birliklerini!
VIII.
Parlayan Hitit güneşi, Ana atamızdır, Kibele’den beridir,
Semerkant’ın, Buhara’nın, Delhi’nin ve ille de Bakü’nün,
Ve Şam’ın ve Bağdat’ın ve Tahran’ın bilgeleri göreve hazırdır.
Tanıdınız mı acaba aydınlığın fedailerini, gelirler kol kola:
Uzayda görünen, Uzun Yürüyüşün köylü çocukları Hızır’dır.
Ayak bastıkları batağı, bahçeye, bilim ovasına çevirirler:
Saymakla bitemez adları, onlar halkların bilge neferleridir!
IX.
Oğuz Kağanın narası, keser nefesini nükleer süper topun,
Hiçbir güç baş edemez dünya kamusunun kabaran öfkesiyle,
Güneş bayrağımızdır, gökyüzü çadırı sevgiyle dolacak:
Hep birlik olacağız, kardeşlik türküleri söyleyerek yol boyu.
Kan bağı ararsan dökülen kandadır yürek bağlarımız.
Manas Destanından geliyor halk kahramanının gürleyen sesi,
Diyor atalar: Kardeşini bırakma asla, yalnız kalan çağlayamaz,
Yine diyor ki: Birlikte yürüyenleri, yıldırımlar dağlayamaz!
X.
Peki, nereden doğdu bu minik ırmaklar, birer derya oldular?
Işıl ışıl akıl parıltılarıyla, kayalardan akarak gelenlerdir:
Yerlerden göklerden birleşerek yüceldi kurultayımız.
Kutlu umudun adına, Küresel Ergenekon’dan Çıkış, dedik.
Taştı tarihin kanallarından insanlığa can taşıyan aslanlar,
Birleşip çoğalan havzaların seçilmişleri, elbet öncü erleriyiz,
Ellerimizde menekşenin elleri, dillerimizde gül türküleri:
Geçip derin sarsıntıları Asya’dan ileri, toplanıp yükseliyoruz!
XI.
El ele tutuşmak için, yürek yüreğe tutuşup eriyoruz önce,
Öylece geçiyoruz bölücünün Nemrut uçurumlarından.
Yeraltı yıldızlarından geliyoruz, derlenip toparlanarak,
Göğsümüzün üstünde Yan dağları, Alplerin yükü kuruludur,
Kayaları yararak, birlikte söyleyerek yanık türküyü:
Yeşil ördek, allı turna, sevda dilli bülbüller devrime ötecek,
Gesi Bağlarında dolaşanlar, bereketli tarlaları ekecek.
Zıpkın gibi gelir cepheye Asi, Beşparmaklar nöbettedir,
Asya’ya sığmayan yiğitlik ince nakış iğnesinden geçecek!
XII.
Tutsaklarımız, yaralılarımız var, almadan gitmeyeceğiz,
Ahdimiz var, sorgulamadan inmeyeceğiz yağız atlarımızdan,
İlk sözümüz, son sözümüz bu, denizler bardağa dolacak.
Duvarlarınız var, yıkacağız, yıkmadan gitmeyeceğiz!
Kırk bin yıllık yoldan, kırk koldan geldik ayağa dikildik,
Çin Setti emeğin emrinde devrimin kırbacı olacak.
Hepimiz, başkaldıran aklın düş görmesi, bedenleşmesiyiz:
Demek ki, ulaşmadan gitmeyeceğiz asla ölümsüzlüğe!
XIII.
Kartalların kanadını kırdılar, aslanlarımızın pençelerini,
Dayandık sınıf kapılarına, insanlık tarihinin isyan ağırlığıyla.
Bildiriyoruz, sıkıştırılan halklar nasıl infilak ederse öyle,
Doğmak üzeredir kızıl yıldız, nasıl dalgalanırsa ay yıldızlar:
Doğuracak kutsal elmasını yeryüzünün, sınıflar kalkacak.
Küresel emeğin sesi Tanrı dağlarını aşıyor: Varış insanadır.
Akarsular kaynayınca ya buhar olur, uçar gider havaya,
Ya dolar devrim kazanına, büyük insanlık birlikte yürür!
XIV.
Aşk tanrıçası sermaye yapıldı, New York kâr hanesinde,
Neo Liberal kasap kundak bebeklerine, kelebeklere göz dikti,
İstikrar reçeteleri, yaratıcı halka istikrarlı zehir dayattı.
İnsanlığın nefesi kesilmedi henüz, baldırı çıplağın nefsi bitti,
Mister Kapital, kendini dara çekiyor, ipi kendi eliyle sattı.
Asya’nın birleşik gücüyle, insanlık zulümden kurtarılacak:
Görev üstlenildi, dünyanın kopan kazığı yerine çakılacak!
XV.
Büyük özgürlük için çıkıyoruz, Küresel Ergenekon’dan da:
Kartala çelik kanat, aslana Uruz’un pençelerini veriyoruz,
Direnen Uluslar kenetleniyor, kanlı canavarı boğuyoruz…
Yarıyoruz demir dağları, Cenneti kuruyoruz gani dünyada.
Kalkıp dirilen emek, silah kuşanıyor, sen de başını kaldır:
Zulmedene toplu isyan, Dört Kitap, 100 Sayfa’da kutsaldır!

